16 Eylül 2006

benim gozumde yeni bir futbol sezonun tam anlamiyla basladigini duyuran olay sampiyonlar ligi grup maclarinin oynanmasidir. o yuzden, resmi olarak sezon bu hafta itibariyle basladi. fenerbahce'nin aslinda bekledigim bir sekilde eleme asamasinda dinamo kiev tarafindan saf disi birakilmasiyla berabar, bu sene sadece galatasaray'i izleyebilecegiz. liverpool, bordeaux ve psv'den olusan bir grupta yer aliyorlar; acikcasi iyi bir galatasaray'in normal sartlar altinda cikmak hususunda zorlanmayacagi bir grup olabilirdi. lakin sezona kotu baslamalari ve bariz kadro yetersizlikleri ucunculugun daha ideal bir hedef olarak gorunmesine neden oluyor. 0-0'lik bordeaux beraberligi de bunun bir gostergesi.

tum gruplarda oynanan maclar icerisinde hic kuskuz en buyuk surprizi dinamo kiev'i deplasmanda 4-1 gibi farkli bir skolar maglup eden steaua bukres yapti. romanya klup futbolunun son bi kac senede yakalamis oldugu ivmenin bir tezahuru olsa gerek. gecen sezon da uefa'da oldukca basarilardi.

aslinda pek cok kisi icin surpriz olmayan ama yine de gozlerin tekrardan lyon'a cevrilmesine neden olan bir diger maca da deginmek gerek. lyon real madrid'i 2-0 ve net bi oyunla yenmeyi basardi. acikcasi lyon, fransa futbolunda dominantligini her sene giderek daha da artiyor gorunuyor. zira sampiyonlar liginde aldiklari basarili sonuclar kasalarinin dolmasini saglerken, bu paralar transfer sezonunda klubun guclu bir yapida kalmasina da yardimci oluyor. yakin zamanda tahtlarini zorlayacak yerel bi takimin cikmasi su an icin zor. marsilya ve psg isik sacar bi konumda degiller zira.

ingiliz takimlari icin de iyi bir hafta oldugu soylenebilir. man utd, chelsea ve arsenal maclarini kazanirken, liverpool yedek kadrosuyla maca cikmasina ragmen psv deplasmanindan beraberlikle donmeyi basardi.

08 Eylül 2006

acikcasi trabzonspor lazaroni'yi goreve getirdigi zaman da cok sasirmis ve bu birlikteligin fazla uzun surmeyecegini dusunmustum; belki ilk devrenin sonuna kadar. son gelismelerle birlikte cok cok daha kisa bir surede lazaroni gorevinden alindi. aslinda bu olay bile su an turk futbolunun ve kluplerin yonetim anlayislarinin nasil bir durum icerisinde oldugunu gosteren guzel bir ornek teskil ediyor. hala yaygin bir amatorce yaklasim var; oyuncu transferlerinde ve teknik direktor tercihlerinde. cogu takimin sezona basindaki yabanci oyunculariyla sezon biterken ellerinde kalanlari karsilastirin. dogru duzgun izlenmeden menajerlerin doldurusune gelinerek alinan suruyle yabanci futbolcuya rastliyoruz.

tranbzonspor da hangi akla hizmet, daha evvel hangi basarilari eldi ettigi mechul, fenerbahce'de kotu bir yonetim gosteren lazaroni'yi basa getirerek bu isten ne kadar anladigini da gostermis oldu. halilhodzic gibi yetenkli bi hocayi ise zorla gondertti. klup yonetiminde sadece paraya sahip olmak ve olaya amatorce yaklasmak ne yazik ki neticede cogu zaman husranla noktalanan eylemlere sebebiyet veriyor, hem maddi hem de manevi olarak. misal lazaroni'ye sadece 4 lig macina cikmis olmasina ragmen anlasmasini fesh etmek icin 600 bin dolar verilmis, yardimcilarina verilen paralar haric. hazin bi tablo. ziya dogan umarim basarili olur, lakin trabzonspor gibi stresi bol ve komplolarla orulmus bi klupte bu cok da kolay gorunmuyor.

07 Eylül 2006

gecenlerde bahsettigim, kucuk ulkelerin milli takimlarinin avrupa ya da dunya sampiyonasi elemelerine direkt grup asamasindan baslamalarinin her iki taraf icin de pek yararli olmadigi ve bunun fiksturu kalabaliklastirdigi durumu dun guzel bir ornekle daha kendini gostermis oldu. euro2008 elemelerinde dun gece bir rekora sahne olan san marino-almanya musabakasi oynandi.

mac 13-0 almanya'nin ustunluguyle noktalandi, tahmin edilebilecegi uzere. Podolski ise 4 golle bu gol sagnagindan en cok pay kapan oyuncu oldu; bu yaz bayern munih'e transfer olarak avrupa arenasinda daha cok kendini gosterme sansini buldu. yakin zamanda star mertebesine yukselmesi isten bile degil.

bu tur ufak ulkelerin grup asamasina gecilmesinden once kendi aralarinda maclar oynayarak en kuvvetli olanlarini belirlemeleri daha mantikli gorunuyor. zira mevcut sistem bu sekilde islemeye devam ettikce daha cok pireyle devenin mucadelesini izlemek durumunda kalacagiz ve bu da futbol acisindan kimseyi tatmin edecek degil. bunlarin yaninda, cebelitarik futbol federasyonu da uefa'ya uye olmak icin basvuruda bulunmus. 2007 ocak ayinda bir karar alincak fakat kararin pozitif olacagini sanmiyorum. buyuk olcude siyasi sebeplerden dolayi; ispanya'nin itirazi geregi.

dun geceki diger eleme maclari icerisinde dikkate deger bazi sonuclar vardi; en goz onunde olani dunya kupasi finalinin rovansi niteligindeki fransa-italya maciydi. italya donadoni'yi basa getirdikten sonra pek de umit verici bir durum sergilemiyor. once litvanya ile evinde beraber kaldi, dun de fransa'ya deplasmanda 3-1 yenild. gruplarinda ukrayna ve iskocya'nin da oldugu dusunulurse euro2008'e katilmak o kadar da kolay bir is gibi gozukmuyor.

finlandiya da iyi bir baslangic yapti; once polonya'yi deplasmanda devirdi, dun gece de portekizle evinde puanlari paylasti. yine de en buyuk surpriz hic kuskusuz kuzey irlanda'nin ispanya'yi 3-2 yenmesiydi. bilhassa hafta sonu evinde izlanda'ya 3-0 yenilmesinin akabinde... tam anlamiyla bir sok denebilir.

04 Eylül 2006

cumartesi gunku 2008 avrupa sampiyonasi eleme grubu maclarindan sonra, dun de londra’da arsenal’in yeni stadi emirates stadyumu’nda brezilya ve arjantin arasindaki hazirlik maci vardi. her ne kadar iki takim da ideal kadrolariyla macta yer almamis olsalar da kalite acisindan bekledigimden daha guzeldi diyebilirim. skor 3-0 brezilya lehine sonuclansa da acikcasi mac genelinde arjantin daha etkili bir oyun sergiledi. skorun bu sekilde olusmasinda arjantin defansinin cok basarisiz bi gununde olmasinin da payi buyuk. ozellikle sol bek rodriguez ilk yarida brezilyanin bindirmelerinde ve arjantin’in hucum organizasyonlarindan yetersiz kaldi; ve dogal olarak ikinci yarida yerini samuel’e birakti. dunya kupasinda hayli basarili bi performans sergileyen ayala’nin da kadroda bulunmadigini not dusmek gerek.

macin ingiltere’de ilgiyle izlenmesinin en onemli nedeni carlos tevez ve mascherano’nun mactan bi kac gunce londra klubu west ham united’a transfer olmasiydi. haliyle performanslari merak konusuydu. mascherano pek verimli bi oyun sergileyemedi ve ikinci yariya yedek kulubesinde basladi. tevez ise hem istekli hem de yirtici bir goruntu sergiledi. bir kac kez gole de yaklasti. acikcasi fizik durumu itibariyle bana biraz rooney’i cagristiriyor; gorece kisa boylu ama genis ve kuvvetli. premier lig’in sert defans anlayisina adapte olmakta pek sorun cekmeyecekmis gibi gorunuyor ilk izlenimler itibariyle. mascherano ise simdilik kapali kutu durumunda. hafta sonu lig macinda oynarlarsa eger daha net bir fikre sahip olunabilir.

brezilya’da goze carpan futbolcular 2 golun sahibi elano, sol bek pozisyonunda roberto carlos’un yerinde oynayan gilberto ve orta alan savunucusu gilberto silva. acikcasi dida’nin yerine ilk 11?de baslayan kaleci gomes pek guven vermedi, yan toplara cikislarda bazi problemler yasadi.

hazirlik maci icin guzel bir mucadeleydi diyebilirim. sali gunu brezilya bu sefer galler’le karsilacak, sonucun cok da farkli olacagini sanmiyorum.

02 Eylül 2006

gecenlerde guardian’da okudugum kose yazisinin uzerine ingiltere-andorra macini izleyince ilgili yaziyla ayni eksende dusunmeye basladim. yazida kisaca gunumuz futbolunda, takimlarin fiksturleri giderek kabarmaya baslamisken, ufak ulkelerin direkt eleme gruplarinda yer almasinin kimsenin pek isine yaramadigina deginiliyordu. zira andorra gibi kucuk takimlarla ingiltere gibi buyuk takimlarin yaptigi maclar aslinda mac statusunu bile girmekte zorlaniyor. ornegin bugun, ingiltere’nin top hakimiyeti %80?lere kadar ulasti; andorra’nin tek forveti macin cogunda santra civarinda bile gorulmedi. 11 kisilik defans kelimenin tam manasiyla…

boyle bir durumun ortaya cikmasindansa, misalen avrupa’nin en gucsuz ilk 10 takiminin kendi aralarinda bir on eleme asamasi duzenleyip, bu asamanin galiplerinin ust gruplara cikmasi daha mantikli olabilir. bu sayede hem kendileri daha mucadeleci maclar oynamis olurlar hem de gruplar 7 ya da 8 takim degil de 5-6 takimdan meydana gelir. boylece uluslararasi fiksturde de bir miktar hafifleme gerceklesebilir. zira liechtenstein, andorra, san marino, estonya, luxemburg ya da faroe adalari’nin diger takimlarla yaptiklari maclar hic bir mana ifade etmiyor.

bugunku maca gelirsek eger; isin dogrusu pek soylenebilecek bir sey de yok. jermaine defoe’nun iki golu, hargreaves’in kendini iyice milli takimda kabul ettirmeye baslamasi, crouch’un kolay takimlara gol atmaya devam etmesi bahsedilebilecek seylerden en onemlileri kanimca.